Vefa Borcu…

Doğduğum Güney köyünü düşündüm uzun uzun…

Dağları ovaları dereleri nehirleri ağaçları kuşları geçti gözümün önünden nostaljik bir filim şeridi gibi.

Benim hatıralarımdaki Güney Köyünde elektirik yoktu.

Ulaşım, eşeklerle, atlarla, katırlarla yapılıyordu.

Kağnı sesleri duyulurdu yazın. Karasabanla sürülürdü toprak…

Su taşımak en büyük ama en eğlenceli çilemizdi.

Bunarbaşı sohbetlerine doyum olmazdı.

Bağımızda bahçemizde yetiştirdiğimiz meyve ve sebzenin dışındakileri bilmezdik.

Garıklı unuyla yapılan yufkalarla, sarıkızın verdiği sütle büyüdük.

Kınalı tavukların çift sarılı yumurtaları en güzel katıktı aşımıza.

Ramazan ayındaki nöbet gününü beklerdik dörtgözle.

Buğday unundan açılan yufkalarla, kırkgün boyunca hodalayla beslenen kazın yağından yapılan bandırmayı yiyebilmek için.

Bu güç yaşam koşulları insanları birbirine bağlamış dayanışma güdüsünü geliştirmiş olsa da;

İnsan doğası gereği daima daha iyiyi arar. Aramalıdır da…

İyi yaşama isteği bizim gibi bir kısım Güney Köylüsünü gurbete sürüklemiş, büyük şehirlerin keşmekeşinde  varolma mücadelesine itmiştir.

Bu çetin mücadeleden dolayı köyümüze gerekli ilgiyi gösteremedik.

Bilirsiniz pusulada dört yön vardır.

Doğu Batı Kuzey Güney

Güneş ışınları en çok ve en uzun Güney yönünü aydınlatır. Dünyamızın güneyinde kalan coğrafik yapı doğal güzellikleri sıcakkanlı insanlarıyla bilinir.

Ancak, gerek global gerekse ülkeler bazında olsun Güney yönü kuzeye göre daha az müreffeh olmuş sosyo-ekonomik sorunlar yaşamış ve geri kalmıştır.

Aynı durum batı kıstası alındığında doğu içinde gözlenir.

Köyümüzün doğal güzellikleri tartışılmaz bir gerçektir.

Peki neden terk ettik bu güzellikleri…

Halen neden çekip duruyoruz büyük şehirlerin stresini…

Sevgili Güneyliler,  yoksulluk ve cehaleti yok etmedikçe, yaşam standartları yükselmez.

Cehalet ve yoksulluğun olduğu hiçbir yer cazibe merkezi olamaz.

Köyden şehirlere göç eden insanlar yoksulluk ve cehalete isyan ettikleri için kopmaktadırlar vatanlarından.

Öyleyse bizim köylülerimizin de bu iki sorunu yok etmesi gerekir.

Telekominikasyon sektörünün gelişmesiyle iletişim çok kolaylaştı.

Eğitim alma ve verme çok kolay. Yeterki Güneyimizin insanları buna istekli olsun.

Eğitildikçe insanlar aydınlanır. Aydın insan çevresine ışık saçar.

Eğitimli insanlar sayesinde köyümüz gelişip modernleşecektir.

Eğitimli insanlar sayesinde köyümüz çekim merkezi olabilir,.Kaliteli hizmeti talep edip yaşam standardını yükseltebilir.

Bunun için neye gerek vardır? Köyde yaşayanların acil eğitim ihtiyaçları nelerdir? Onların bu konudaki düşünceleri  nedir?

Bu konuda çalışma yapabilecek duyarlı Güneylilerin biraraya gelerek Sosyal Komite oluşturarak muhtarla birlikte hizmet verebileceklerini düşünüyorum.

!!Allah dövlete zeval vermesin.” sözü geçerliliğini yitirmiştir. Zira dövlet yeterince zevaldedir.

Bu nedenle herşeyi devletten bekleyen, kaderci insanların bu tutumlarından vazgeçip aktif hale gelmesi gerekir.

Güney köyü, içinde ölümü bekleyen insanları barındıran bir yer olmamalıdır.

Unutmayın ki en büyük güç insan gücüdür.

Gücümüzün farkına varalım.

Sevgili Güneyliler muhtarıyla, öğretmeniyle, imamıyla dayanışma içinde güçlerimizi birleştirip cehalete ve yoksulluğa karşı direnip, çağdaş bir köy ve köylü olalım.

Bu  köyün, havasına suyuna toprağına olan vefa borcumuzdur.

Bütün Güneylileri vefa borçlarını ödemeye davet ediyorum.

Tüm Güneylilere selam ve sevgiler…

Emine Yurttaş

Kasım 2008-İstanbul

Reklamlar