Köyümden, Yöremden Lakap Manzaraları!

Köyümden, Yöremden Lakap Manzaraları!

Bütün kaynaklar lakap adını verdiğimiz takma adların, dünyanın her yerinde, tüm toplumlarda, geçmişten günümüze var olduğunu göstermektedir. Türklerde ve Türkiye coğrafyasında da, özellikle köy ve kasabalarda, kişi ve sülale lakaplarının çok daha yaygın olduğu bilinmektedir.

Geçmiş yıllarda, köylerde ve mezralarda köylüler, özellikle Ramazan aylarında, ücretini kendileri ödeyerek, hane sırası ile yemek vererek, imam görevlendirirlerdi. Buna “İmam tutma” denirdi. Bu imamlar ekseriya (Doğu Karadeniz’deki Of ilçesi gibi) imam yetiştirmede öne çıkmış uzak il ve ilçelerden olurdu. Köylerden birinde, bu imamlardan birisi, bir gün namaz kıldırırken gaz kaçırmış. Bu durum köyde çok konuşulan bir olay olmuş; Hocaya “Dort İmam” lakabını takmışlar. İmam konuşmalardan ve takılan lakaptan sıkılmış ve köyden kaçmış. Yıllar sonra merak etmiş, köyü ziyarete gelmiş. Köyün girişindeki pınarın başında yetişkin bir çocuğa rastlamış. Çocuğa kimlerden ve kaç yaşında olduğunu sormuş. Çocuk “Abdestsiz Ali’ nin oğluyum. Annem, Dort İmam köyden kaçtığı yılda doğduğumu söylüyor.” cevabını vermiş. Olayın hala unutulmadığına ve kendi yakıştırması olan “Abdestsiz” lakabına üzülen imam, köye girmeden dönmüş. Bu hikâye, köylerdeki lakap takma geleneğini anlatmak için iyi bir örnek olsa gerek.

Lakap konusunun bilimsel ve sosyolojik incelemesini yapmak, bu yazıyı yazının uzmanlık alanına girmemektedir. Onun amacı, 50–60 yıl öncesi, çocukluk dönemini yaşadığı yıllarda (O zamanlar) Kastamonu İli, Araç İlçesine bağlı Aşağı Güney Köyündeki ve yakın çevresindeki lakap geleneği ile ilgili bildiklerini yazmak; bu konuda konunun uzmanlarına kaynak oluşturabilmektir.

50–60 yıl öncesinde köyler, günümüzde olduğu gibi yazdan yaza canlanan, kış olunca camisinde, kahvesinde 3-5 yaşlı, emekli kalan, az sayıda bacası tüten yerler değildi. İnsanlar şimdilerde olduğu gibi, zamanlarının büyük bölümünü profesyonel oyuncuların, türkücülerin, konuşmacıların ürettiklerini dinleyerek ya da seyrederek geçirecek imkânlara sahip değillerdi. Basit de olsa, birbirinin tekrarı, benzeri de olsa konuşma konularını, oyunlarını, türkülerini, mizahlarını kendileri üretir, kendileri yaşar, kendileri yaşatırdı. Hayat zor da olsa daha canlı daha doğaldı. Bu nedenle de folklorik değerler üretme ve yaşatma, lakap konusunda olduğu gibi her alanda daha çok olurdu.

Çocuklara şimdilerde olduğu gibi, akla gelmesi, akılda tutulması zor olan özgün isimler verme arayışları olmazdı. İnsanlar üç beş farklı sülaleden ve soyadından gelirdi. Erkeklerde Ali, Veli, Hasan, Hüseyin’ den; kadınlarda da Ayşe, Fatma, Hatice gibi bilinen isimlerden farklısına az rastlanırdı.

Ancak hayatın her alanında monotonluk, aynılık hakim olsa da, kişilerin ve ailelerin farklı bir lakabı olurdu. Ali’ yi diğer Ali’ler den, Ayşe’ yi diğer Ayşe’ler den, sülaleyi, diğer sülalelerden ayırmanın en sağlam ve kısa yolu, kişilerin ve ailelerin bu lakapları olurdu. Bazı lakaplar toplumsal ustalık ve mizah değeri de taşırdı. O yıllarda 500–600 kişinin yaşadığı çok eski uygarlıkların izlerini de taşıyan şirin bir Türkmen köyü olan 100 haneli köyümüzde de her alanda durum farksız idi.

Yine o yıllarda, köylerde, yeni doğan çocukların, ölebilir düşüncesi ile nüfusa geç yazdırılması ya da daha önce ölen kardeşinin nüfusunu kullanması; muhtarların nüfusa yazdırırken yaptıkları isim ve diğer kimlik bilgileri ile ilgili yanlışlıklar çok olurdu. Bizim köyde olmasa bile, bazı uzak dağ köylerinde askerlik, evlenme gibi resmi işler söz konusu olmadıkça, nüfusa kayıt olmayanlara bile rastlanırdı.

Bu satırların yazarı da, muhtar hatalarından nasibini fazlasıyla alanlardan birisidir. Muhtarımız hem doğum tarihimi hem de cinsiyetimi nüfusa yanlış yazdırmıştı. Doğum tarihimdeki yanlışlık pek sorun olmamış; hatta hıristiyan âleminde kutsal sayılan yılın ilk gününde doğmuş görünmem, yurtdışında bulunduğum zamanlar, bazen kolaylıklar bile sağlamıştı. Ancak ilkokula kayıt yaptırırken ortaya çıkan cinsiyet hatasının düzelttirilmesi ise ayrı bir öyküye ve kara mizaha konu olabilecek insan manzaralarına neden olmuştu.

Yine o yıllar köylerde, aynı adı, soyadı taşıyan çok sayıda insanın olması, kişilerin lakapları ile bilinmesi, tanınması, resmi tebligatların ilgilisine ulaştırılması gibi resmi işlerde ve işlemlerde zorluklara ve yanlışlıklara da neden olurdu.

Toplumun, günlük yaşamında, nüfustaki isimler yerine lakapların kullanılması; doğum tarihleri yerine “derin kar senesi” ya da hikâyemizde olduğu gibi “Dort İmanın köyden kaçtığı sene” gibi önemli sayılan doğal ve toplumsal olayların referans alınması, ortaya çıkan karışıklıkları önlemede kolay ve sağlam bir çözüm oluşturuyordu.

Bilindiği üzere, kişilerle ilgili lakapların kişiyi öveni, hoşa gideni, yücelteni, mutlu edeni ya da hoşa gitmeyeni, küçük düşüreni, inciteni olabilmektedir. Ancak, gerçek bir farklılığı yansıtsa bile, bir kişiye ya da aileye onun istemediği, onu inciten, üzen, yeren, kulağa hoş gelmeyen ya da ona toplumda hakkı olmayan bir üstünlük, ayrıcalık sağlamayı amaçlayan lakapların takılmasının doğru olamayacağı aşikârdır. Bu nedenle de, semavi dinlerde ve hukuki düzenlemelerde kişiyi incitici, alaya alıcı, ayrıcalık sağlayıcı lakaplar takmanın yasaklandığı bilinmektedir. Ancak her yerde ve yörede bu yasağa pek uyulmaz ve bir imama bile hoş olmayan bir lakap takılabilir.

Köyümüzde kişiye takılan lakapların sonuna (GİL) eki eklenerek (KellecoGİL, GuşcuGİL gibi) o kişinin sağlığında ve ölümünden sonra ailesine ve sülalesine geçtiği görülür. Bilindiği üzere, birçok yerde, lakaba “oğlu” eklenmesi ile üretilen (HacıOĞLU, ÇavuşOĞLU gibi) lakaplar ve soyadları çok yaygındır. Ancak, bizim köyde bu tür lakaplara ve “oğlu” eklemesi taşıyan soyadlarına çok az rastlanır.

Yöremizde, Güneydoğu Anadolu’daki, telefona yabancı, bir kahveci çırağının, çalan telefondaki “Alo” sesine “Hemşehrim burada Alo yoktur. Bilo, Haso, Memo vardır.” türünden kısaltmalara ve lakaplara da pek rastlanmaz. Buna karşılık Kellecioğlu, Avcıoğlu, Hacıoğlu gibi aileye, soya geçen lakabın “Kelleco, KellecoGİL; Avco, AvcoGİL; Haco, HacoGİL” şekline dönüştürülerek kullanılması yaygındır.

Diğer yandan, yine köyümüzde, kadınlara kızlık döneminde verilen lakaplara (Tokmak GIZ, Çemek GIZ, Heyeder GIZ şeklinde) “GIZ” (kız) eklemesinin yapıldığı ve evlense de bu “GIZ” lakabın devam ettiği; gelinlere de “Here (Küçük) GELİN, Kara GELİN” gibi lakapların takıldığı görülür. Gelinlik dönemi geçmiş, bazı evli kadınlara verilen lakaplara da (bazen kötülemek için) (Köylü GARI, Çilli GARI şeklinde) “GARI” (karı) eklemesinin yapıldığı da olur.

Köyümüze 3-5 km uzaklıktaki bazı civar köylerde yetişkin erkeklerin adlarının sonuna (Satılmış OĞLAN, Dursun OĞLAN gibi) OĞLAN kelimesi eklenerek kullanılsa da bizim köyde bu duruma rastlanmazdı. Buna karşın “OĞLAN” kelimesinin (Çil OĞLAN, Kara OĞLAN gibi) lakapların sonuna getirilmesi ise yaygındı.

40–50 yıl önceki öğrencilik ve gençlik yıllarımda, büyük mizah ustası, merhum Aziz NESİN’ in, okuyucularını hem güldüren hem de düşündüren, “güler misin ağlar mısın” dedirten mizah içerikli kitaplarının iyi bir okuyucusu idim. O kitapları okurken, onun, köyümdeki enteresan ve insana komik gelen lakap ve soyadları aklıma gelirdi. Onun bu soyadlarını ve lakapları bilmiş, duymuş olsa kitaplarından birisine konu yapabileceğini düşünürdüm.

Burada beni bu düşünceye sevk eden, bazı ilginç lakapları ve insanın kendi isteği ile olması, taşıması düşünülemeyecek garip soyadlarını bilmeyenlere duyurmayı da amaçlamaktayım.

Çocukluğumda köyümüzde duyduğum bazı sıra dışı, ilginç kişi ve sülale lakaplarına aşağıdaki örnekler verilebilir:

İlginç Erkek Lakapları:

Hopbili : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Deliguruş : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Sütlügabak : Kabağın sütle yapılan yemeğine olan ilgisinden.
Gopuk : İyi giyinen, sükseli anlamında.
Dıvadı : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Sırım (eli) : Sırım gibi sağlam olduğu için.
Civci (eli) : Sesinin inceliğinden dolayı.
Bakbaşa : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Teccela : Deccal (Kıyameti haber veren) Ağa’nın kısaltmasından.
Bodoş : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Cırt (Hasan) : Gaz kaçırma benzetmesinden.
Maraz (Şavgı) : Çocukluğunda kansız göründüğü için.
Maymuş : Maymun gibi (komik, güldüren) anlamında.
Çökelez : Çökelez (sincap)’ dan esinlenerek hareketli anlamında.
Danabaş : Baş benzetmesinden.
Pala : Bıyık özelliğinden.
Gavgacı : Kavga eden özelliğinden.
Çöpçü (Memet) : Çocukluğunda, çöl, çöp v.s ile fazla oynamasından. (Büyüdüğünde iyi bir inşaat ustası olmuştur. Yazarın rahmetli babasıdır).
Potuk : Çocukken, sıhhatli, toplu olmasından.
Kazık (Memet) : İnce, uzun boylu olmasından.
Garga : Kargalar gibi her yere ceviz fidanı dikme özelliğinden.
Petik : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Garabele : Kara bela anlamında.
Memük : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Akdelo : Akdel Oğlu’ nun kısalması ile.
Mico : Anlamı, kaynağı bilinmiyor.
Arab : Esmer oluşundan.
Keriz (Osman) : Kötü karakterli anlamında.
Yağlıgasap : Etin yağlısını satan kasap anlamında
Gaccı (Kazcı Memet) : Çocukluğunda kazların peşinde fazla koşmasından.

Bazı İlginç Kadın Lakapları:

Tokolaç garı : Ufak, tefek, toplu olduğu için.
Gırmuzu garı : Yüzü Kanlı, canlı olduğu için.
Diyren gız : Diregene benzetildiği için.
Çemek gız : Ügenderede çamuru sabandan sıyırmaya yarayan çemeğe benzetilerek.
Guytu garı : Gözleri çukurda olduğu için.
Heyder gız : Bir yana eğilerek yürüdüğü için.
Köylü garı : Yukarı Köy’ lü olduğu için.
Apşak garı : Yürüyüş şeklinden esinlenerek.
Atom (Nazmiye) : Sağlıklı ve toplu olduğu için.
Marazğız : Çocukluğunda beyaz yüzlü (Kansız) göründüğü için.
Gade : Kız iken yaşadığı (Safranbolu’ ya bağlı) köyde kadınlara “Gade” denildiği için.
Tokmakgız : Çocuk iken kısa boylu, toplu olduğu için.

Bazı Aile, Soy, Sülale Lakapları:

Kelleco-Kelleco GİL : “Kellecioğlu” undan (Soyadı Kanunu ile “Kelleci” soyadına dönüşmüştür).

Mola(Memet)-Mollamemet GİL: Zamanında medresede okuduğu ve köyün mollası olduğu için, “Kelleci” soyadını taşıyanların bir bölümü.

Gındaplı-Gındaplı GİL : : Gındap (ince, ip, sicim v.s) taşıyan anlamından.

Guşcu-Guşcu GİL : Evinin bir odasında keklik beslediği için “Kuşcu” Soyadı verilen aile.

Avco-Avco GİL : “Avcıoğlu” ‘ undan kısaltma ile,

Topalo-Topalo GİL : “Topaloğlu” lakaplı kişi ve onun soyundan gelenler.

Tekgöz-Tekgöz GİL : “Tekgöz” lakaplı kişi ve onun soyundan gelenler.

Gado-Gado GİL : “Gadıoğlu” (Kadılık yapmış ya da yakıştırılmış) lakaplı kişi ve onun soyundan gelenler.

Dargun-Dargun GİL : Kişiye-komşuya dargın olmaktan, olsa gerek,

Ayco-Ayco GİL : Ayıcı oğlundan kısaltma ile,

Kafadaro-Kafadaro GİL : Kafadar oğlundan kısaltma ile,

Baddal-Baddal GİL : Kullanılamayan, miyadını doldurmuş anlamındaki “Baddal” lakabından

Gadınco-Gadınco GİL : “Kadıncıoğlu” lakabından kısaltma ile,

Eci-Eci GİL : Anlamı bilinmeyen Eci lakabından.

Hasanusta-Hasanusta GİL : “Hasan usta” nın soyadından gelenler.

Yüzbaşı-Yüzbaşı GİL : : I. Dünya savaşında Yüzbaşı olan kişi ve onun soyundan gelenler.

Elibiyo-Ellibiyagil : “Alibey oğlu” lakaplı kişinin soyadından gelenler.

Dediyo (dedikoğlu) GİL : Dedikoğlu’ undan kısaltma ile,

Yuvano-Yuvano GİL : Yuvan oğlu’ nun soyundan gelenler.

Diğer yandan köyümüzde, bazıları sonradan değiştirse de çoğu hala devam eden birçok garip soyadları da vardı. Burada bu garip soyadlarına da değinmeden geçemeyeceğim.

Bilindiği üzere, Ülkemizde 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkmıştır. (Öncesinde insanlar “Alioğlu Veli” gibi babalarının ismi ile anılmakta idi). Soyadı Kanununun çıkması ile de Ülke genelinde, ailelerin, sülalelerin lakapları aynen ya da küçük değişikliklerle soyadı’ na dönüşmüş; bazı aileler yeni soyadları almış; bazı ailelere de anlamlı anlamsız soyadları verilmiştir.

Ancak köyümüzde, bazı ailelere verilen soyadları, kişilerin isteyerek kendi almaları düşünülemeyecek soyadları idi. Bu tür soyadlarına örnek olarak; “Gerigiden, Üremez, Yanyürüyen, Ölmez, (aynı zamanda komşu köyün adı da olan) Kadıncı” soyadları sayılabilir.

Sanki dilimizde başka kelime kalmamış gibi, bu tür olumsuzluklar içeren kelimeleri vatandaşa soyadı olarak veren memura ne demeli? Hiç olmaz ise bu kelimelerin “İlerigiden, Üreyen, Yaşayan gibi olumlu halleri verilemez miydi?

Ancak kim bilir belki de Köylülerim “Kadıncı” yerine “Erkekci” demediği ve daha da uygun olmayan soyadları vermediği için görevli memura teşekkür etmişlerdir!

Şenol KUŞCU
Şubat 2011-ZONGULDAK