Biraz tebessüm için… Geçmişte Zonguldak-Karabük arasında geçen bir yolculuğun öyküsü…

Yaşları 35-40 ve üzeri olanlar hatırlayacaklardır. 1980’li yılların sonlarına kadar, Zonguldak’ın bir kazası olan Karabük’e karayolu ile ulaşmak için, ya çok düşük standarttaki Bartın-Safranbolu üzerinden, ya da Gerede üzerinden, Bolu, Çankırı illerinin topraklarından geçerek, 3,5-4 saatlik bir yolculukla ulaşılırdı.
Karayolu ulaşımının zahmetli oluşuna karşılık, trenin emniyetli ve düzenli oluşu, bölge halkının alışkanlığı gibi nedenlerle, o yıllarda, Zonguldak ile bir ilçesi olan Karabük arasındaki ulaşım, genelde, çoğu da kömürlü lokomotiflerin çektiği tren yolculukları ile sağlanırdı. Hatta Zonguldak’tan Ankara, İstanbul’a gitmek için de, önce tren ile Karabük’e gidilir, oradan otobüsle devam edilirdi.

* * * *
Trene olan bu zoraki rağbet nedeniyle de, özellikle bayramlarda ve tatil zamanlarında, Zonguldak-Karabük arasındaki tren yolculukları; karayolu bağlantısının sağlandığı 1990’lı yılların ortalarına kadar trenler tıklım tıklım dolar; Hindistan, Pakistan gibi ülkelerde gördüğümüz görüntüler ortaya çıkardı. Yolculuklar, büyük bir çile ve eziyet olurdu.
1970’li yılların başlarında Devrek’teki; daha sonrada Zonguldak’taki görevim nedeniyle, bizim de, ailece, Devrek ve Zonguldak ile Karabük arasında çok sık gidiş-gelişlerimiz olurdu. Aşağıda annemin gelini (eşim) ve torunları ile birlikte 1970’li yıllarda yapmış olduğu yolculuklarından birisinin hikayesini, kendi ağzından sizlerle paylaşmak istiyorum. İnşallah yabancı dilde gibi olan anlatımını anlamakta güçlük çekmezsiniz!
Artık köylerde de bu orijinallikte bir şive-ağız ile konuşanlar az kaldı. Yazıdaki anlatımın, o yıllardaki yolculuğun, o günleri yaşayanlara bir hatırlatma; yaşamayanlara aktarma yanında, inşallah üniversitemizin, yöremizdeki kaybolmak üzere olan bu tür şiveler-ağızlar üzerinde çalışacak dil araştırmacılarına da yararlı olur.
Öyküyü annemin ağzından dinliyoruz:
Bayram arefesi bi güz günüydü. Devrek’den bi minümüse bindük. Bi seetde Tefen’e (Gökçebey) endük. Garabük’e giden gara trene biletlerimizi alduk. “Tren teyilli” dedile, ikündüden aşama bekledük. Uşakla “acukduk” dedile; çentede olanlarınan accuk doyurduk. “Çişimiz geldi” dedile. Helayı bulduk, emme b..dan, gokudan giremedük. Bi çalı dibi bulduk, eddüdük.
Ayşam ezeni okunukan tren geldi. Bekleyenle trenin gapılarına; inenle, ellerinde-sırtlarında yükleriynen köylerine giden minibüslerine seyitdi (koştu). Böyük oğlanı, yer dutsun deyi, bi dayıya bi pençireden içeri atduduk. Bi gapıya yanaşduk, emme girebilene aşk olsun. Neyisem, zar-zor gendümüzü içeri adduk. Adduk emme, otumadan geçdük, dikilecek yer nerde? Arala, odala (kompartımanlar) balık isdifi dolmuş da daşacak yer araya. Yer gavgasından, itişip-gakışmadan, bağırıp-çığırmadan geçilmeya.
“Yer dutsun” deyi pençireden içeri sokduğumuz uşağı bulduk. “Biletsüz uşak oturu mu?” deyi galdumuşla, gapının öğüne gomuşla. Uşak ağlaya. Unu alduk, arada bi yere gendümüzü adduk.
Tren gakdukdan epeyi soğra, elinde güçcük çöküç gibi bişeyinen, gapıya-bacaya, tak tak vura vura, “bilet gonturol” deyi söylene söylene bi suratsuz biletci geldi.
İrezilliğimize bakmadan biletlerimize bakdı. Bi de, “Yanış vagona binmissiğiz. Burası birinci mevki… Ya arkadaki vagona geçersiğiz, ya fark ödersiğiz” demez mi? “Yolumuzu aç da geçelim” dedim. “Ben yol açmaya bakmayan. Biletlere bakıyan” deyince, “Biz arkaya filan geçemeyüz” dedük, farkı ödedük.
Uşakları, tren beklerkene tayın hevlesi, ekmeyinen doyurduyduk. Azucuk gitmeden “susaduk” demeye başladıla. İki adımda bi çentedeki su şişesini alıp alıp dıkdıla. İçdükleri su içlerinde galacak deyil ya. Biraz soğura da “çişimiz geldi” demeye başladıla. “Lan uşağım, az galdı, dutun” desek de, güççük oğlan anamadı. Nedsin u da haklı. Soğunda gucaamda süzülen gözlerinden, arkasından da dizime gelen ıçcaklığından goyvedüğünü anadım. Garibim, goyverince de ırahatladı, sogura da mışıldamaya başladı.
Tren bi sağa, bi sola devrüle devrüle, düdük çala çala giderkene, öğümüzde dikilen bi deliganlı uşak, “Uzungum’a geliyoz , asıl irezilliği, urda göreceyüz” dedi. Biraz sogura da tren durdu. “Uzungum’a geldük” dedile. Ben Uzungum-Gısagum neresüdü bilmeyan. Uysam Yenice’ye “Uzungum” deyalarımış.
Burda epeyi inen oldu, emme arkasından sırtlarında çuvallarınan, torbalarınan, çitlerinen, guçaklarında uşaklarınan binenle boşalan yerleri fazlasıynan doldudu. İrezillik daha da çoğaldı. Deliganlı uşağın dedüğü çıkdı.
Bi yandan uşak ağlamaları, bi yandan çitlerin içindeki ibilerin (hindilerin), toğukların sesleri yetmeyamuş gibi bi de u galabalıkda cıvara içenlere ne dersin? (“b.k iç” dersin!)
Sıkışıp galduğumuz yere u gada iysan geldi; çitle içinde ibile, horuzla bile geldi. Tefen’den soğura, bita u suratsuz biletci hiç gelmedi. Galebe u bile yol açamadı.
Derken “Garabük’e geliyoz” dedile. Herkesde bi teleşe başladı. Tren durdu, emme dışarısı görülmeya. Biz içeridekile inmeyüçün, yerdekile binmeyüçün, gine gapılara, pençirelere yüklendi. Omuzu guvvetli olanla fazla beklemeden inecekle indi, binecekle bindi.
Zor zehmet biz de, Allah’ıma bin şükür, toprağa ayamızı basduk. Basduk emme, nerdeyise birbirimizi tanıyamayaduk. Yüzümüz-gözümüz, üstümüz-başımız, baca delüğünden çıkmış aksıçan gibi olmuş! Çenteleri sırtladuk, uşakların ellerinden dudduk.
Şükürler olsun Yaradan’a sağlıcanan evimize vaduk.
* * * *
Bu sıkıntıları çeken annem, şimdilerde, o zamanlar ellerinden tuttuğu torunlarının arabaları ile rahat rahat Devrek’e, Zonguldak’a gidip-gelirken, bir de, “Uşağım, nerede o eski güzel gidip-gelmeler?” diye hayıflanmaz mı?
Bu bizim insanımıza, pek çok iyi şey gibi, rahat da dokunuyor, rahatsızlığı özlüyor!
* * * *
Yıllar sonra, ailece yaptığımız bir İngiltere seyahatimizde, Londra’dan güneydeki Braytın’a giderken yaptığımız nezih tren yolculuğunda, gülümseyen yüzüyle, “please ticket” diyen kondüktörü görünce, anamın Gökçebey-Karabük arası tren yolculuğunda, sağa-sola, tak tak vurarak, “bilet konturol” diyen, çoğu asık suratlı kondüktör vatandaşlarımı hatırlamıştım.
Hatırlamıştım da, “Kendi vatanımda, Londra-Braytın arasındaki gibi tren yolculukları yapmak için, milletçe, daha ne kadar bekleyeceğiz?” diye düşünmüştüm.
Rahmetli Üstat Çetin Altan, böyle güzel beklentiler için, “Köy evlerinin balkonlarından çiçekler sarktığı; evlere de yemek masalarına bir demet çiçek konduğu zaman” mealinde yanıtlar verirdi.
Bizim köylüler de “düzelü be” derdi. Allah’a çok şükür, geçen zaman içinde, ülkemizde de çok şey düzeldi.
* * * *
Çok zaman oldu, ülke içinde tren yolculuğu yapmıyorum. “Yolcu yok” diye Zonguldak-Karabük arasında önce azalttıkları; sonra da, tamirat nedeniyle tamamen kaldırdıkları yolcu trenlerini, bugünlerde yeniden başlattılar. Gerçekten de, Zonguldak-Karabük arasındaki yolculuğun, yenilenen raylar üzerinde kayan modern vagonlar içinde, eşsiz doğal güzellikleri seyrede seyrede trenle yapmanın; bir hafta sonunu, yakınımızdaki Safranbolu’nun güzellikleri ile geçirmenin zevkine doyum olmaz.
Tüm analara, babalara, gelinlere, torunlara mutlu günlerde, güzel yollarda güzel yolculuklar dilerim…
* * * *
Not: Yazıda kullanılan şive-ağız, Karabük, Kastamonu civarındaki köylerde, kasabalarda konuşulan konuşma şeklidir.
“Uzunkum”, Yenice Tren İstasyonu’nun adıdır.

     14 Mart 2016 
Prof. Dr. Şenol Kuşcu

Reklamlar