Bende İz Bırakan Olaylar!

        Rahmetli RECEP ÜREMEZ (Hacogil diye bilinir) amcamızın Türkçesi çok güzeldi köye birisi gazete getirse hava soğuksa köy odasında oturulur hava iyi olursa caminin duvarında uzunca bir ağaç kütüğü vardı onun üzerinde otururlardı gazeteyi ona okuturlardı ve gazete haberlerini birlikte  tartışırlardı.
Rahmetli hoppili Hasan Amcamız(HASAN SOYLU)çok bilgili biriydi. Bir gün öğretmenimiz Dadaylı FEVZİ KARAKAŞ (Yaşıyorsa Allah sıhhat afiyet versin Öldüyse Allah Rahmet eylesin) bize köyümüzle ilgili ödev vermişti. Konu Köyümüzün tarihi, Köyümüzün haritası, Köyümüzün komşu köyleri idi. Bizde büyüklerimize sorduğumuz halde bir cevap alamadık kime sorsak Hasan amcaya gidin diyordu. En sonunda Hasan Amcaya gittik sorduğumuz sorulara kendi bildiğince cevap verdi. Köyümüzün tarihinin (1711)yılına dayandığını söylemişti. Köyümüz insanlarının konargöçer aileler olduğunu ve yerleşim yeri olarak köyümüzün olduğu yeri uygun gördüklerini suyun ve ormanın bol olduğu arazilerin ekime uygun olduğunu hatta evlerini mezarlığın yukarısından kesip getirdikleri ağaçlardan yaptıklarını söyledi.

Hasan Amcanın bir özelliği daha vardı et yemezdi yani (Vejetaryendi) et yerine Patates, Fasulye, Nohut ve Yumurta yediğini söylerdi.Köye ilk yerleşenlerin Kellecogilin olduğunu ve onlarla birlikte kervan halinde gelen bir kaç aile daha olduğunu birlikte yerleştiklerini söyledi.Soyadı kanunu çıkmadan önce biz Kellecogillere Hacı Hasan oğulları denirmiş. Soyadı kanunu çıkınca bizimkiler Kelleci soyadını almışlar. Sebebini de şu şekilde anlattı. Osmanlının son zamanlarında kanunların insanlar üzerinde etkisi azalınca ve bir de Cumhuriyetin kuruluş yılları arasındaki bu boşlukta insanlar örgütlenmeye başlamışlar kendi köylerini namuslarını ve mallarını korumak amacıyla (çünkü eşkıyalık ve soygunlar çoğalmış) bizimkilerde kendi köyünü ve namusunu korudukları için seslerini etrafta duyurmuş kelle koparan kardeşler olarak. Soyadı kanunu çıkınca da kelleci soyadını almışlar. Tüm bunları Hasan amcadan öğrendik kendisine sorduğumuzda pekâlâ sen nerden biliyorsun dediğimizde ise kendisinde kalın bir kitap olduğunu ve onda yazdığını söylemişti. Kitabı görmek istediğimizi söylesek de bize göstermedi.

Daha sonraları rahmetli Ömer (Ömer Ağa) amcamıza sorduğumda Hasan amca buları söylemişti doğru mu? diye oda bazılarını yanıtsız bıraktı bazılarının doğru olduğunu söyledi. Hatta rahmetli Ömer amcamız çete ve eşkıyalık olaylarının doğru olduğunu kıble doruğundan dürbünlü mavzerle ateş edildiğini ve Rahmetli Hulusi amcamızın oturduğu evde bulunan o eski ambarda deliklerin bulunduğunu ve delikleri buğday akmasın diye kapatıldığını söyledi. Rahmetli Ömer amca bir olay daha anlattı. Köyümüzün yolunun patika yol olduğunu ve ara sıra yağan yağmurlardan dolayı ve çalı ve ağaçların zamanla yollara doğru uzayıp daralttığını kendisinin de köylüleri toplayıp imece usulü yolların bakımını bozulan yerlerin düzeltip yola uzayan ağaçları kestiklerini yollarda bulunan taşların ayıklandığını söyledi. Yine bir gün köylüleri toplamış yolun bozuk yerlerini düzeltmek için. Ellerinde kazma kürek balta Toprakcuma tarafından başlamışlar. Yolu yaparken o zamanın başbakanı RAHMETLİ ADNAN MENDERES Kastamonu Safranbolu arasında yol çalışmaları varmış yollara parke taşları döşüyorlarmış şimdiki gibi asfalt yokmuş yol çalışmalarını yerinde incelemek ve bazı bölümleri açmak için Kastamonu’ya giderken çalışan köylüleri görmüş şoförüne arabayı durdurmasını söylemiş ve arabadan inmiş köylülerin yanına gelmiş ne yaptıklarını? Sormuş. Yollarını yaptıklarını ulaşımın zor olduğunu söylemişler pekâlâ sizin sorumlunuz kim diye sormuş Ömer amca da genç muhtar kendisini tanıtıktan sonra başbakan; sen köylülerini al götür, şu tarihte dozer gönderip yolunuzu açtırırız demiş. Bir de bizim muhtara teşekkür etmiş bu çalışmasından dolayı daha sonra söylenen tarihte helikopterle türbeye indirilmiş yukarıdan aşağı yolu makina açmaya başlamış bunu gören köylüler dozerin kayaları ağaçları söküp söküp atıyor nede olsa makina gücü köylüler başlamış kendi aralarında konuşmaya abooo dağ deviren geldi dağ deviren geldi diye. Birde İnönü döneminde din yasaklanmış köylüler gizli eğitim almaya başlamışlar baskın olmasın diye nöbetçiler koymuşlar fakat yinede başarılı olamamışlar. Köylüler korkudan ellerindeki kitapları ve Kuran’ları caminin içinden bir tahta sökmüşler ve namaz kıldıkları tahtanın altındaki boşluğa atmışlar. O zamanlarda camide hoca yoktu bizim için cami oyun alanı olmuştu biz tahtayı sökük olduğunu fark ettik tahtayı kaldırdık boşluğa baktık kitap dolu idi. Hacıefendinin Abdurrahman Kelleci’de vardı aşağıya inip kitapların içinden birkaç tanesini alıp yukarıya çıktı ve bu kitapların babasına ait olduğunu söyledi.

Birde unutmadığım Elleri öpülesi FEVZİ KARAKAŞ Öğretmenimiz. Bu vesile ile tüm öğretmenlerin ellerinden öperim bu kutsal vazifelerinden dolayı sonsuz TEŞEKKÜRLER. Okulumuz için büyük emek sarf etmiştir. Okulumuza suyun gelmesine vesile olmuştur. Okulumuzun bahçesini ağaçlandırmıştır. Benim değinmek istediğim konu ise Amerikan yardımı. Bizim zamanımızda okullara Amerikan gıda yardımları gelirdi. Un yağ süt tozu gibi yardımlardı. Bu yardımları Öğretmenimizin değerlendirmesi gerekiyordu. Onun için okulun bahçesine bir fırın yapmayı ve un ve yağdan ekmek yapıp öğrencilere yedirmesi süt tozunu ise süt yapıp içirmesi gerekiyordu. Bunları yapmak için malzeme gerekliydi Öğretmenimiz av meraklısı idi köyümüzün dağlarını çok iyi biliyordu dağda tespit ettiği tuğla ve kerpiç parçalarını bizleri dağa götürüp toplattırdı ve okula getirtip okulun bahçesine fırın yaptı ve hanımıyla birlikte bizlere hizmet etmişlerdir. Allah kendilerinden razı olsun.

Birde köyümüzün mezarlığı dikkatimi çekerdi çocukken orada çok oynardık. Mezarlıkta Arapça yazılı Mezarlar bulunmaktaydı. Bu mezarlardan iki mezar taşı benim dikkatimi çekerdi süt beyaz renginde sütun şeklinde idi nedense bunlar daha sonra yok oldular yoldan geçerken bile dikkatli bakıldığında görünüyordu.

Allah tüm sevenlerimizle birlikte vatana millete ve insanlara hizmet etmeyi huzurlu bir yaşam sürmeyi neslimizin de devamını nasip etsin ÂMİN.
Mehmet KARAOSMANOĞLU