Akılda Kalanlar

 

Kaç yaşında olduğumu yada aylardan hangisiydi, kaçıydı hiçbirini hatırlamıyorum. O güne ait hatırladığım şey bizim bağdaki Ağustos kirazının daha yeşil olduğu ve halamın köyden birkaç kız arkadaşını da yanına alarak 10-15 cm boyundaki fasulyelerin diplerini kazmalayıp otlarından arındırmalarıydı.

 

Sayın Şenol KUŞCU’nun bir makalesinde bahsi birkaç cümlesinden alıntı yapmak istiyorum. Üniversite okumak için İstanbul’a, ekmek fırınına amcası Ömer KUŞCU’nun yanına gittiğinden bahsetmişti. Köyün erkeklerinin İstanbul’a çalışmaya gittiğini ve harman zamanı gelip tarladaki başaklar ambara girene kadar köyde çalıştıklarından bahsetmişti. Benim Dedem de eski İstanbul gurbetçilerinden ve hala hizmete devam eden, hemşerilerimi ekmek kapısı olan Harbiye Börekcisinde yıllarca çalışmışlığı vardır.

 

Bir sabah uyandığım ve yüzümü yıkamak için çardakdan (salondan) geçip çağlaya (lavabo) doğru gidecektim ki çardakda bir valiz ve yanında 4-5 adet poşet olduğunu gördüm. Şöyle göz ucu ile etrafa baktım sonra misafir için ayrılına odaya doğru gittim. İçerde dedemin uzandığını gördüm. Şapkasıyla yüzünü kapatmış uyuyordu.  Daha çocuk yaşta olmamdan ve senede bir defa kısa süre gördüğümden olsa gerek ki yabancıladım ve yaklaşmadım. Benim küçüklüğümde de çocuklar içten sevilirdi. Büyükler sevgilerini pek belli etmezlerdi.

 

Halamların bağda bostan kazdıklarını biliyordum. Yanlarına gittiğimde halamın ve arkadaşlarının ellerinde kazma türkü çağır çağıra yeri kazmalayıp otlarını ayıkladıklarını gördüm. Halamı yanıma çağırdım. Eğer beni kiraz ağacını çıkarırsa ona bir müjdem olduğunu söyledim. Kabul etti kiraz ağacına çıkınca da dedemin geldiğini söyledim. Halam kızlara dönüp “ben bir köye gidip geleyim” dedi ve topukları sırtına vura vura köyün yolunu tutdu. Çocukluk işte bense o gelene kiraz ağacında o daldan bu dala atladım durdum.

 

Bir süre sonra halam elinde bir bez çanta ve su bidonu ile geri geldi. Ağaçların altındaki yeşilliğe örtüyü serdi ve arkadaşlarını çağırdı. Bez çantadan önce yufka ekmeği çıktı. Ardından domates, yeşil biber ve salatalık çıkarıldı ve örtüye koyuldu. Halam arkadaşlarından birine yeşil soğanların dikili olduğu yeri göstererek “gıızzzz  feride (rahmetli gazcı Mehmet TÜKEL’in kızı) şurdan yeşil soğan kopar gel” dedi. Yanılmıyorsam ben dahil 4 kişiydik. Halam bir kase torba yoğurdunu tasın içine boşaltıp ayran yaptı. Bir arkadaşı da domates, salatalık ve biberleri dilimliyordu. Sonra yufka ekmekleri açıldı. İçine salatalık, domates, biber kesildi. Ardından bir güzel dürüm yapılıp ayrana kaşık çalına çalına yufka ekmeği arasından domatesin suyu akıta akıta bir güzel sohbet eşliğinde yenildi.

 

Benim çocukluğumda meyve sebze bahçende çıkmadan eve girmezdi. Çünkü şimdiki gibi şehirden köye gelen giden pek olmazdı. Bu yazının geçtiği zaman diliminde Ovacık yada yukarı Güney köyü yolundan arabalar sayılı geçerdi. Araç, Kastamonu, Karabük’e gitmek için ya hasta olacaksın yada bir resmi işin olması gerekirdi. Cuma o zamanın pazarıydı. Ata eşek üstünde Cuma’ ya inilir. Yanında getirdiğin Buğday, arpa, kaz, tavuk, yumurta satılır ve onun parası ile evin ihtiyacı alınır gelinirdi. Ama ihtiyaçlar görülürken  simit yada somun ekmeği alınırsa değmeyin keyfimize!..

 

 

Yazılarımı okuyup değerlendirmede bulunan hemşerilerimi saygı ile selamlıyorum.

 

                                                                                                                   Uğur KUŞCU

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s